Kitap Cevapları TIKLA
Soru Sor TIKLA
Uncategorized

9. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Hazırlık Ders Kitabı Cevapları Sayfa 285

9. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Hazırlık Ders Kitabı Sayfa 285 Cevapları Meb Yayınları‘na ulaşabilmek ve dersinizi kolayca yapabilmek için aşağıdaki yayınımızı mutlaka inceleyiniz.

9. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Hazırlık Ders Kitabı Cevapları Sayfa 285

ise Sanskritçe metne oranla daha uzundur. Uygurca metin ise çevirmen tarafından yapılan eklemelerle bir uyarlama niteliği taşıdığından ikisine oranla daha da uzatılmıştır (1945, s. 12). J. Nobele göre Uygurca metindeki eklemelerin sebebi, Uygurların metnin içeriğine daha hâkim olabilme isteğinden kaynaklanmaktadır (Nobel, 1958, s. xxxiv). (…)
İlk çeviri faaliyetlerinin dini metinleri anlamaya yönelik çalışmalar olduğu ve çok eski tarihlere uzandığı bilinse de çeviribilim çalışmaları dünyada Türkiyedeki çalışmalara göre daha eskiye dayanmaktadır. “Romalılar döneminde Hora- tius, Cicero, 16.yüzyılda Etienne Dolet, George Chapman, 17.yüzyılda John Denham, John Dryden, 18.yüzyılda Alexan- der Pope, Alexander Tytler, Romantik dönemi izleyen 18.yüzyıl sonları 19.yüzyıl başlarında Friedrich Schleiermacher, Gabriel Rosetti ve devam eden yıllarda Francis William Newman, Matthew Arnold gibi düşünürler” (İli, 2015, s. 116) çevirilerin yöntemleri üzerinde düşünmüş, 20.yüzyılda Ferdinand de Saussure ve onun katkılarıyla çevirinin bir bilim olarak kendi alanını oluşturması düşüncesi tartışılmaya başlamıştır. George Steiner, Jean Delisle, Judith Woodsworth, Antoine Berman gibi çeviribilimciler tarih boyunca elde edilen veriler sayesinde çeviri tarihini oluşturmuşlardır (İli, 2015, s. 116) Bu çalışmaların sonucu olarak çeviribilim çalışmalarının, dünya dilleri açısından önemli yollar katettiği söylenebilir. (…)
Deyimlerin Önemi
Deyimler, az sözle çok şey anlatmanın amaçlandığı toplumlara özgü söz kalıplarıdır. Bir deyim, ait olduğu dili konuşan toplumun hayata ve olaylara bakış açısını, düşünce dünyasını yansıtır. Bu sebeple deyimler çoğunlukla o topluma özgüdür. Deyimlerin temel olarak iki kaynağı olduğu söylenebilir. Bu kaynakların ilki kuşkusuz tüm yönüyle toplumun kendisidir. Bir dilde kullanılan deyimlerin büyük çoğunluğu o dili konuşan toplum tarafından üretilmiştir. Örneğin günümüz Türkçesindeki ağızdan baklayı çıkarmak, Fransız kalmak, ipe un sermek vb. nispeten yeni diyebileceğimiz deyimlerde bile toplumun hayat ve düşünce tarzını görmek mümkündür (Aksan, 1995, s. 359 vd., Aksoy, 1994) Bir diğer kaynak olarak ise çeviri deyimlerden söz edilebilir. Geçmiş dönemlerde Türk toplulukları için bu tür çeviri deyimlerin kaynağı doğu idi. Günümüzde ise bu türden deyimlerin daha çok batı dillerinden çevrildiği gözlenmektedir. Örneğin Türkçedeki yüz suyu dökmek, gam yemek deyimlerinin Farsçadan, demir perde, soğuk savaş vb. deyimlerin ise batı dillerinden çevrilmek yoluyla Türkçeye geçtiği düşünülmektedir (Aksan, 1995, s. 358). Elbette her deyimin çeviri olup olmadığını tespit etmek kolay değildir. Özellikle coğrafi ve kültürel yakınlığı bulunan topluluklar arasındaki bu tür söz ortaklıklarının kökenini belirlemek kolay değildir. Bu ortaklıkların nedeni söz konusu toplumların benzer yaşam ve düşünüş biçimleri de olabilir. Örneğin yüzyıllardır yakın coğrafyalarda yaşayan İran ve Anadolu coğrafyasındaki söz benzerlikleri dikkate değer. Nitekim, Farsça ve Türkçedeki ortak deyimler üzerine birçok çalışma yapılmıştır. Bunlar arasında İbrahim Olgunun “Farsça ve Türkçe atasözleri ve deyimler üzerine” ve A. D. Abik’in “Neayi’nin üç eserindeki deyimlerin Farsça ile karşılaştırılması” başlıklı çalışmalardan söz edilebilir. Bu çalışmalarda Farsça ile Türkçe arasındaki ortak deyimler ele alınmıştır: ağzından kaçırmak (ez dehniş der reften) “ağzından çıkmak, alıcı gözüyle bakmak (be çeşm haridari nigâh kerden) (Olgun, 1972, s. 161); Ahd(lerin) sındurmak (ahd şiken) “yemin bozmak”, boynıga tüşmek (derder gerden üftâden) “rastlamak” (Abik, 2004, s. 211 vd.)…
(…)
Deyimler, az sözle çok şeyin anlatılmasını amaçlayan yapılardır. Bu nedenle deyimlerdeki sözler gerçek anlamının dışında mecaz anlam taşırlar. Böylelikle deyimlerin varlığı dilin gelişmişliği, işlenmişliği olarak düşünülebilir. Türkçede deyimlere bilindiği gibi, en eski yazılı ürünler olan Orhon yazıtlarından itibaren rastlanmaktadır. Orhon yazıtlarında yer alan atı küsi yok bol- “adı sanı yok olmak, ortadan kalkmak”, od sub kıl- “ayırmak, birbirine düşman etmek”, sabın sıma- “hatırını kırmamak”, otça borça kel- “yel gibi gelmek” (Tekin, 2004, s. 1-9; Aksan, 2004, s. 323) vb. deyimler, Türkçenin ilk yazılı ürünlerinde dahi söz sanatlarına dayalı anlatım kalıplarının bulunduğunu gösterir. Türkçenin diğer tarihi dönemlerinde de deyimler sıklıkla kullanılarak metinlere edebi bir hava katmışlardır.
Bütün topluluklar için olduğu gibi Türkler için de insan ve doğa vazgeçilmez bir unsur olarak öne çıkmıştır. Doğa, doğada bulunan bitkiler, hayvanlar ve şüphesiz insan, dillerin gelişiminde önemli pay sahibidir. Doğadan insana, insan doğaya yapılan aktarmalar dilin tüm unsurlarında kendini gösterir. Bir dilin vazgeçilmezleri arasında bulunan deyimler ve atasözleri için de durum böyledir. Orhon yazıtlarından itibaren tüm tarihi Türk yazı dillerinde ve günümüzde bu kullanımların sürekliliğini, izlerini görürüz. Orhon yazıtlarında geçen adak kamşat- “morali bozulmak”, başlıgıg yü- küntür- tizligig sökür- “güçlüleri kendine bağlı kılmak”, közi kaşı yablak bol- “kendini helak etmek, bitkin hâle gelmek”, ödiye küni teg- “kıskanmak, haset etmek” (Tekin, 2004, s. 1-9); Uygur metinlerindeki adak köyül (BT XXV 325), adakın kuç- “ayağını kucaklamak, ayağına kapanmak” (BT XIII 12/137), başı üze tüş- “ başa gelmek, bir işe irade dışı muhatap

  • Cevap:

9. Sınıf Meb Yayınları Türk Dili ve Edebiyatı Hazırlık Ders Kitabı Sayfa 285 Cevabı ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.

☺️ BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
0
happy
0
clap
0
love
0
confused
0
sad
0
unlike
0
angry

Yorum Yap

** Yorumun incelendikten sonra yayımlanacak!