Kitap Cevapları TIKLA
Soru Sor TIKLA
10. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Beceri Temelli Etkinlik

10. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Beceri Temelli Etkinlik Kitabı Cevapları Sayfa 79

10. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Beceri Temelli Etkinlik Kitabı Sayfa 79 Cevapları Meb Yayınları‘na ulaşabilmek ve dersinizi kolayca yapabilmek için aşağıdaki yayınımızı mutlaka inceleyiniz.

10. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Beceri Temelli Etkinlik Kitabı Cevapları Sayfa 79

Aşağıdaki metni okuyunuz ve soruları cevaplayınız.

Dünden Bugüne Türkçemiz

Türkçe köken bakımından Altay dil ailesinde, yapı bakımından da eklemeli diller grubunda yer alır. Yazılı kaynaklarda rastlanan ilk Türkçe sözcük, king-lak sözcüğüdür. Bu sözcük, Çin yazılı kaynaklarında geçer. Aynı sözcük, Kaşgarlı Mahmut’un Divanü Lûgati’t-Türk adlı eserinde kıngırak şeklinde geçer ve Hunların tören kılıcı anlamında kullanılır.
Türkçenin bilinen ilk yazılı metinleri, sekizinci yüzyılda Göktürkler zamanında yazılan Orhun Abideleridir. Bu abidelerin dili oldukça sadedir, yabancı dillere ait sözcük sayısı birkaç tanedir. Uygurların, Manihaizm ve Budizm dinlerini kabul etmeleriyle Türkçede, Çincenin etkisi görülmeye başlanır.

Karahanlılar Dönemi’ne geldiğimizde Arapça ve Farsçanın etkileri kendini göstermeye başlar. Kaşgarlı Mahmut, bu dönemde Türkler arasında Arapçaya olan ilgiyi görür, Türkçenin Arapça ile denk bir dil olduğunu göstermek için 1077 yılında Divanü Lûgati’t-Türk isimli eserini yazar. Bu dönemde Kutadgu Bilig, Atabetü’l Hakayık gibi dilimizin seçkin eserleri de ortaya çıkar. Bu eserlerin bir kısmında Arapça ve Farsçanın etkisi vardır.

Malazgirt Savaşı’ndan sonra Anadolu’nun Türkleşmesiyle birlikte Türkler, Selçuklu ve Anadolu Selçukluları dönemlerinde resmî dil ve sanat dili olarak Arapça ve Farsçayı kullanmışlardır. Karamanoğlu Mehmet Bey, dildeki bu durumdan memnun olmayıp 13 Mayıs 1277’de meşhur fermanını yayımlar: “Bugünden sonra divanda, dergâhta, bârgâhta, mecliste, meydanda Türkçeden başka dil konuşulmaya.”

Şiirlerinin sadeliğiyle Yunus Emre, on üçüncü yüzyıldan günümüze seslenir. Yunus Emre, çağının düşünüş biçimini ve kültürünü, konuşulan dille, yalın, akıcı bir söyleyişle dile getirir. On dördüncü yüzyılda Âşık Paşa; Garipname adlı eserinde Türklerin kendi dillerine itibar etmediklerini, Türkçe- nin inceliğinden ve de güzelliğinden habersiz olduklarını ifade eden bir dörtlükle karşımıza çıkar:

“Türk diline kimesne bakmaz idi Türklere hergiz gönül akmaz idi Türk dahi bilmez idi İnce yolu ol menzilleri.” On beşinci yüzyılda Ali Şir Nevaî, Muhakemetü’l-Lugateyn adlı eserinde Türkçenin kelime hazinesinin Farsçaya göre daha zengin, güzel ve esnek bir olduğunu dile getirir. On beşinci yüzyılın sonları ve yirminci yüzyılın başları arasında Türkçeye çok sayıda Arapça, Farsça kelime girer. Şikâyetname, Sihâm-ı Kaza, Hüsn ü Aşk gibi eserler bu dönem Türkçesinin özelliklerini taşır. On yedinci yüzyıldan itibaren mahallîleşme hareketi başlar. Bu hareket Tanzimat Dönemi’ne kadar devam eder.

Tanzimat Dönemi’nde Türkçeyi kendi öz yapısına kavuşturma, yabancı sözcüklerden arındırma çabaları olsa da istenilen sonuçları vermez. Namık Kemal’in mücadelesi ve Şinasi tarafından verilen halk diliyle yazı dilinin yakınlaştırılması çabaları sonuçsuz kalır.

1911 yılında Ziya Gökalp ve arkadaşları “Genç Kalemler” adlı dergide “Yeni Lisan” makalesiyle konuşma dili ve yazı dili arasındaki farklılığı ortadan kaldırma, Türkçeyi sorunlarından arındırma çalışmalarıyla bugünkü yazı dilimizin oluşumunda önemli bir yere sahipler.

  • Cevap: Bu sayfada herhangi bir soru bulunmamaktadır.

10. Sınıf Meb Yayınları Türk Dili ve Edebiyatı Beceri Temelli Etkinlik Kitabı Sayfa 79 Cevabı ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.

☺️ BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
0
happy
0
clap
0
love
0
confused
0
sad
0
unlike
0
angry

Yorum Yap

** Yorumun incelendikten sonra yayımlanacak!