Kitap Cevapları TIKLA
Soru Sor TIKLA
10. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Beceri Temelli Etkinlik

10. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Beceri Temelli Etkinlik Kitabı Cevapları Sayfa 581

10. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Beceri Temelli Etkinlik Kitabı Sayfa 581 Cevapları Meb Yayınları‘na ulaşabilmek ve dersinizi kolayca yapabilmek için aşağıdaki yayınımızı mutlaka inceleyiniz.

10. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Beceri Temelli Etkinlik Kitabı Cevapları Sayfa 581

Metni okuyunuz ve soruları metne göre cevaplayınız. (Metin, aslına sadık kalınarak alınmıştır.)

Ben

7 Haziran 1952de gece yarısından biraz sonra İstanbulda, Modada küçük bir özel hastanede doğmuşum. Annem beni ilk gördüğünde benden iki yaş büyük olan ağabeyime göre daha zayıf, daha kırılgan olduğunu düşündü. Aslında “düşünmüş” demeliydim. Türkçede rüyaları, masalları ve doğrudan yaşamadığımız şeyleri anlatırken kullandığımız ve benim çok sevdiğimmiş’li geçmiş zaman beşikteyken, çocuk arabasındayken ya da ilk defa yürürken yaşadıklarımızı anlatmak için daha uygundur. Çünkü bu ilk hayat deneyimlerimizi bize yıllar sonra annemiz, babamız anlatır. Biz de bir başkasının ilk kelimelerini söyleyişini duyar, ilk adımlarını atışını seyreder gibi kendi hikâyemizi dinlemekten ürpererek zevk alırız.
(…)
Altı ile on altı yaşlarım arasında ağabeyimle sürekli kavga ettik. Yıllar sonra bu kavgaları anneme ve ağabeyime hatırlattığımda bütün bunlar hiç olmamış da ben her zamanki gibi ilginç bir şeyler yazabilmek için kendime melodramatik bir geçmiş icat ediyormuşum gibi davrandılar bana. Öylesine içtendiler ki onlara hak verdim ve her zamanki gibi, beni hayatın değil hayallerimin daha çok etkilediğini düşündüm. Bir ressam için şeylerin gerçekliği değil biçimi, romancı için olayların sırası değil düzeni ve hatıra yazarı için de geçmişin doğruluğu değil simetrisi önemlidir. Bu yüzden kendimi anlatırken İstanbul’u, İstanbul’u anlatırken kendimi anlatmaya çalıştığımı fark eden okur, bu çocuksu kavgaların başka şeylere hazırlık olduğunu çoktan anlamıştır. Zaten ağabeyimle kavgalarımızda aralarındaki küçük anlaşmazlıkları içgüdüsel bir şiddetle ifade etmeye çalışan çocukların doğallığından fazla bir şey yoktu. Onunla dışa kapalı bir dünya kurmuştuk. Çoğunu bizim icat ettiğimiz pek çok oyunla meşguldük. Saklambaç, seksek, amiral battı, isim şehir, dokuztaş, dama oynardık. Sıkıştırılmış gazete kağıdı dâhil her çeşit malzemeden çeşitli büyüklükteki toplarla evin her yerinde kan ter içinde kalıncaya dek futbol oynardık.
(…)
Robert Kolejde İngilizce öğrendiğim bir hazırlık yılıyla birlikte dört yıl lise okudum. Lisedeyken ne olacağımı bilmiyordum ama soranlara İstanbul’dan ayrılmayacağımı ve mimarlık okuyacağımı söyleyiveriyordum. Mimar olmam konusunda yalnız ben değil, bütün aile zaten çoktan oybirliğiyle karar vermişti. İstanbul Teknik Üniversite’nde mühendislik okumalıydım ama madem resim yapmaya bu kadar eğilimim vardı, aynı yerde mimarlık okumak bana yakışırdı. Bu basit mantığı ben de lisede okurken çoktan benimsemiş, içselleştirmiştim. İstanbul’dan ayrılmak aklımın ucundan bile geçmiyordu. Şehre çok bayıldığım, onu bilinçle sevdiğim için filan değil: İçgüdüsel olarak, alışkanlıklarımı, yaşadığım yerleri zor terk edebilen, mekân, çevre, ev, değiştirmekte tembel davranan biri olduğum için. Hayatta ne olacağım, hayatın anlamının ne olması gerektiği gibi temel konuları pazar sabahları birlikte yaptığımız araba gezintilerinde babamla konuşurduk. İstanbul caddelerinde “hafif batı müziği” parçalarını dinleyerek ilerlerken babam bana hayatta insanın içinden geldiği gibi davranmasının en iyi şey olduğunu, paranın bir amaç değil, mutlu olmak için gerekliyse kullanılması gereken bir araç olduğunu ya da bir zamanlar gittiği Paris’te nasıl şiirler yazdığını neşeyle anlatırdı. İnsanın içgüdülerini ve takıntılarını dikkatle izlemesi gerektiğini, ne yapmak istediğini bilmesinin iyi bir şey olduğunu ya da insanın sadece yazmak, çizmek ve resim yapmakla hayatta bir derinlik elde edebileceğini ima eden sözlerini dikkatle dinlerdim. Bana verdiği bilgece öğütleri dinlerken kurşuni renkli o kış sabahlarında arabanın ön camından akmakta olan İstanbul görüntülerini seyrederdim.

Orhan Pamuk, İstanbul-Hatıralar ve Şehir

  • Cevap: Bu sayfada herhangi bir soru bulunmamaktadır.

10. Sınıf Meb Yayınları Türk Dili ve Edebiyatı Beceri Temelli Etkinlik Kitabı Sayfa 581 Cevabı ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.

☺️ BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
0
happy
0
clap
0
love
0
confused
0
sad
0
unlike
0
angry

Yorum Yap

** Yorumun incelendikten sonra yayımlanacak!